Uzay ve Ufo Hakkında Bilgiler

  • Genel
  • 19 Şubat 2013

Uzay hakkında kısa bilgiler – Uzay nedir?

Uzay dünya’nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Ortalama ısısı -270 santigrat derecedir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır fakat Dünya’nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu tahmini galaksilerin içinde tahminen milyonlarca sistemler’ border=0 title=virgul v:shapes=”_x0000_i1027″> gezegenler ve astroitler bulunmaktadır.

Uzay konusundaki ilk sağlam bilgiler 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında özellikle kuzey ülkelerinde kurulan gözlemevleri sayesinde alındı. ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Palamar Gözlemevi Dünya’da mevcut gözlemevlerinin en büyüğüdür. Buradaki aynalıteleskopun çapı 5 m yüksekliği 40 metre dir.Bu gözlemevlerinde uzaydaki gökcisimlerinin kütlesi hacmi ışığının şiddeti vb. incelenmektedir.

Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB’nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak style=’orphans: 2;text-align:start;widows: 2;-webkit-text-size-adjust: auto; -webkit-text-stroke-width: 0px;word-spacing:0px’ border=0 title=virgul class=inlineimg v:shapes=”_x0000_i1035″> uzayı uzaydan izlemek’ border=0 title=virgul v:shapes=”_x0000_i1036″> Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu’nda Ay’ın ABDli astronotlar tarafından fethedilmesi uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir. Özellikle de Amerika ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.

 

Uzaya Giden İlk Canlı:Laika adli köpek Sputnik 2 tarafindan 1957 senesinde uzaya firlatildi. Firlatimi basariyla atlatti hatta bir sürede yasamina devam etti ancak bir hafta sonunda havasizliktan öldü. Bir sene sonra uzay araci yer atmosferine geri girdi ancak isi korumasi olmadigindan Laika’nin bedeniyle birlikte yandi.

Uzaya Giden İlk İnsan:USSR’dan Yuri Gagarin adli kozmonot Nisan 12 1961 tarihinde Vostok 1 adli uçakla 1 saat 45 dakika süren uçusla Dünya’yi bir kez turladi. Uzay’dan Dünya’nin görünüsü için “Çok güzel bir halesi var, gökkusagi gibi” demistir.

 

Evren Nasıl Oluştu

 

Evren Nasıl Oluştu

 

1- Evrendeki tüm varlıklar rastlantıların sonucudur.
2- Evrendeki hiçbir varlık tesadüfen ortaya çıkmamıştır.

Bu karşıt düşünceler hakkında birkaç temel görüş var:

“Olasılıklar Hipotezi: Varlıkların veya olayların ortaya çıkması için birtakım koşulların oluşması gerekir. Bu koşulların oluşması tamamen rastlantısaldır. Örneğin “Big Bang” denen Büyük Patlama’dan sonra Karbon-12’nin oluşması için 6 Proton, 6 Nötron ve 6 Elektron’un bir araya gelmesi gerekiyordu. Bunlar, sonsuz sayıda fenomenin süregeldiği o kaotik evrende uygun koşulları buldukları anda oluştular. Diğer 105 element de aynı şekilde ortaya çıktı. Ve daha sonra bunların kombinezonları yeni varlık ve olayları meydana getirdi. Tüm bunlar tesadüfen oluşmuş evrensel fenomenlerdir; çünkü her şeyin bir “var olma” ihtimali vardır. Hatta bunların çoğu matematiksel olarak hesap edilebilirler; fakat bu hesap çok sayıda bilinmeyenin, sabit değerin ve değişkenin bilinmesinden sonra yapılabilir. Öyleyse her şey tesadüflerin eseridir ve hiçbir şeyin rastlantı olmadığı ifadesi doğru değildir.”

 

Evren nasıl ortaya çıktı?

 

Günümüz fiziğinde evrenin kökeniyle ilgili mevcut en popüler teori olan Big Bang (Büyük Patlama) teorisi her ne kadar evrenin başlangıç anı ve onun sebebiyle ilgilenmese de (daha çok sonrası ile ilgilenir), bu konuda kafa yoran fizikçiler arasında bu konuyu açıklamaya çalışanlar olmuştur.

Bu açıkalamalardan en popüler olanlardan bir tanesi fizikte “simetri kırılımı” denen bir prensibe dayalı bir açıklamadır.

Big Bang teorisine göre evrenin ilk 10 üzeri -43 saniyelik döneminde tüm kuvvetler birleşik durumaydı. 10 üzeri -35 inci saniyede GUT simetrisi bozuldu. 10 üzeri -32 inci saniyede ‘inflation’ (şişme) sona erdi ve ‘strong’ (kuvvetli) ve ‘electroweak’ (elektromanyetik kuvvet ile zayıf nükleer kuvvetin birleşimi) ayrıldı. 10 üzeri -12 inci saniyede zayıf kuvvet ile elektromanyetik kuvvet ayrıldı.

 

Ufo nedir?

Halk arasında uçan daire olarak da bilinen, mahiyeti ve özellikleri tam tespit edilememiş olan uçan gök cisimlerine verilen ad. İngilizcede “kimliği belirlenememiş uçan cisim” anlamına gelen “Unidentified Flying Object” kelimelerinin baş harflerinden meydana geldiği için UFO denilmektedir

Gök yüzünde zaman zaman görülen fakat kimliği henüz tespit edilememiş olan cisimler geniş halk kitlelerini ve ilim adamlarını merak ve araştırmalara sevk etti. ABD’li bilim adamlarının 1950’li yıllarda yaptıkları araştırma ve gözlemler sonunda hazırladıkları raporda; Ufo görüntülerinin yüzde 90’ının parlak gezegenler, gök taşları, iyon bulutları, tan kızıllığı gibi astronomi ve meteorolojiolayları olduğu veya hava taşıtları, kuşlar, balonlar, projektörler ve sıcak gazlardan kaynaklandığı bildirildi.
Kimliği tanımlanamayan hava fenomenlerine ilişkin gözlemler çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Kimi ufologlara göre, İspanya’daki Altamira Mağarası’ndakiler veya Cougnac’taki (Fransa) Lot (Pech-Merle) Mağarası’ndakiler[2] gibi, duvarlarında resimler bulunan bazı mağaralardaki tuhaf tasvirler UFO tasvirleri olmalıdır.[3]Ayrıca Cezayir’deki Tassili freskleri[4] gibi bazı resim ya da heykelcikler ilginç biçimde 20. yüzyıldaki raporlarda betimlenen uzaylı tasvirleriyle benzerlik göstermektedir[5] ki, bu, ufologlar topluluğunun bir kısmına göre, UFO fenomeninin eskiliğinin, yani Dünya insanlığının havada uçabilen araçlar yapabilecek teknolojiye sahip olmasından önce de mevcut olduğunun bir kanıtıdır.

Fakat eski zamanlarda gözlemlenen bu tuhaf fenomenlerin kuyrukluyıldızlar, parlak meteorlar ya da atmosferdeki optik fenomenler olduğu sanılmaktadır. Eski zamanlardaki bu tür olguların incelenmesi retro-ufoloji olarak adlandırılmaktadır. Geçmişteki bu tür gözlemlere şunlar örnek olarak gösterilebilir:

MÖ 1450’ye doğru, firavun III. Tutmosis’in tahtta olduğu döneme ait bir betimlemede, gökte “güneşten daha parlak ateşten halkalar”ın gözlemlendikleri, eni 5 m.’yi bulan bu nesnelerin birkaç gün boyunca belirdikleri ve sonunda gökte yükselerek kayboldukları anlatılır.[6]

 

Ufoların ortaya çıkışı ve Dünya dışı yaşamla tanışma

 

Olayı şu açından düşünmek -ki düşünülmesi, olayı kabullenmek olur- gerektiği nedense akıllara pek gelmiyor. Teknolojik olarak bizlerden inanılmaz üstün olan bu canlıların dünyaya gelerek “merhaba dünyalılar bizler geldik, nasılsınız?” demeleri az biraz garip olmaz mıydı? Teknolojik olarak belkide aklımızın alamayacağı bir boyutta yaşayan canlılarla nasıl iletişim kuracağız? Bizler olayları irdelerken, bu irdeleme dünyevi ya da dinsel ögeler olabilir, algılarımızı duyularımıza göre şekillendiririz. Mesela bütün dinlerde cennet tasviri yapılırken akan bal nehirlerinden, doyumsuz meyvelerden, harika kadınlardan bahsedilir. Cehennem tasvirlerinde de ateşin içinde yok olmalar ve sonsuz acılar dile getirilir. Dinler kendilerini insanlara benimsetmek için duyu organlarımıza yönelik kavramları bolca kullanırlar.

Yani bizler yaşamı, dünyayı, evreni duyularımızla algılarız. Görmediğimiz, duymadığımız şeylere inanmamız bu yüzden çok zordur.

Duyularımızla algılayamadığımız ufo’lara inanmakta zorlanan kişilerin sayısı bu yüzden azımsanmayacak düzeydedir. Onlar da gökyüzünde gördükleri ve bir türlü anlamlandıramadıkları bu cisimleri inkar etmek için, neden bizlerle iletişim kurmuyorlar?, söylemine başvuruyorlar.

Ama bilmiyorlar ki dünyayı ziyaret eden ufo’lar bir çok insanla iletişim kurmuşlardır. Ve halen iletişim kurmaya devam etmektedirler. Peki kimdir bu kişiler? Sayalım.

Bilie Meier’i ufo’larla ilgilenipte tanımayan yoktur. İsviçreli köylü Meier’in iletişim kurduğu dünya dışı canlılar bir çok bilgiyi de beraberlerinde getirmişlerdir.

Antonio Urzi, haziran ayında wow otelde düzenlenen ufo kongresinde, ufo’ların neden kendisini takip ettiklerini detaylarıyla anlatmıştır.

Carlos Diaz adındaki Meksikalı fotoğrafçının 90’lı yıllarda tesadüfen iletişime geçtiği uzaylı canlılar da halen büyük önem taşımaktadır.

Burada dünya dışı yaşamla iletişime geçen onlarca kişiyi sayabiliriz. İletişime geçilen kişiler genellikle alt bilinçte bu olayları hatırlamakta, yaşadıkları deneyimleri insani duyu organlarıyla tarif edememektedirler. Fakat Meier ve bir çok kişi de yaşadıkları deneyimleri direk hatırladıklarını belirtmişlerdir. Dünyaya gelen canlılarla telepatik yolla iletişime geçtiklerini de belirtmişlerdir. Yoksa dünya dışı canlılarla ne tür bir dille iletişime geçebilerdi? İngilizce konuşacak halleri olamazdı elbette.

Olayları inkar etmek çok basit bir durum. Dünyada gördüğümüz ufo’ların nereden ve nasıl geldiklerini araştırmak yerine, böyle saçmalıklar olur mu? yalan bunlar! saçma!” gibi sözcükler üretmek en kolay olanı sanırım. Mayalar, İnkalar, Mısırlılar, Sümerler yazıtlarında, çizdikleri resimlerde neden uçan cisimlere yer verdiler? Neden dünya dışı yaşamdan bahsettiler? 1949 yılında Roswell’e düşen ufo’nun ardından neden görgü tanıkları dünya dışı canlıları gördüklerini söylediler? Bob Lazar 51. bölge ile olayları anlattıktan belli bir süre sonra neden şaibeli biçimde öldürüldü? Meksika’da, Brezilya’da filolar halinde binlerce insanın tanıklığında görülen ve kameraya alınan cisimlere niçin bir anlam verilemedi? İstanbul Kumburgaz’da görülen ufo’lar ve ufo’ların içindeki canlılar niçin inkar edilemedi? Böyle yüzlerce soru sorarak ilerleyebiliriz.

Bizlerde isteriz, ufo’larla dünya dışı canlılar gelsinler, kızılmeydan’a, beyazsaray’a, hide park’a inip, evet bizler geldik,  buradayız, desinler. Ama daha gözümüzle gördüğümüz ufo’ları inkar ederek bunların olmasını bekleyemeyiz. Biz insanlar bilmediğimiz, duyularımızla algılamakta zorlandığımız her şeyden korkarız. Bizlere zarar verecekler diye bekleriz ve bu yüzden hemen savunmaya geçeriz. En basit örneği, belki de hiç bir zararı olmayacak bir böceği sırf korktuğumuz için acımasızca öldürürüz. Ki bunu yapmadım diyen var mıdır? Dünya dışı canlılar da bunu çok iyi biliyorlardır, emin olun. Duylarımızla algılamakta zorlandığımız durumlarda, bir anda kendimizi savunmaya alarak acımasız bireylere dönüştüğümüzü, bizlerden iyi biliyorlardır. Ama bu hiç ortaya çıkmayacaklar anlamına da gelmez elbette. Bizler öncelikle kendimize sonra da diğer canlılara acımasızca zarar veren evrimimizi düzelttiğimiz zaman, onlar da rahat rahat ortaya çıkacaklardır.

2012 yılından sonra dünya dışı yaşamla tanışacağımızı belirtenler şunu unutmamalılar. Abd’ nin, Rusların bundan seneler önce evrendeki diğer canlılarla iletişim kurduklarını ortaya çıkan belgelerden ve görgü tanıklarından biliyoruz artık. Bu iletişimin tüm dünya ile olması için gerekli olan baskıları kurmalıyız. Ortak bilinç oluşturmak adına ufo’ların ve dünya dışı yaşamın varlığını inkar edenlerin sayısını azaltmalıyız. Onları da belgelerle bu gerçeğe inandırmalıyız.

Son olarak, dünya dışı yaşamla tanışmamıza bilim çevrelerine göre çok az bir zaman kaldı. Bu süreç gerçekleşmeden önce, dünyanın yaşayacağı şokları düşündükçe akıl almaz olayların gerçekleşeceğini de beklemek gerekli. Düşünün dünya dışı canlılar çıktılar, kendi dinlerini, tanrılarını, dillerini, kültürlerini anlattılar. Bunlar da bizim dünyamızla örtüşmezse eğer neler olur bir düşünün? Yani, neden ortaya çıkmıyorlar, söylemine tekrar dönelim. Basit bir söylem, ama dünya dışı zeki canlıların neden bir anda ortaya çıkmak istemediklerine anlamak adına bahsedilen kavramlar da çok önemli. Bizler böyle bir şoku kaldırabilecek miyiz? Dünyevi ve ruhani kavramlarımız ya değişirse? Tüm bu korkular kaosu da beraberinde getirecektir. Bu yüzden önümüzdeki 3 sene içinde inanılmaz olaylar yaşayağız. Hepimiz hazırlıklı olmalıyız…

 

Romalı yazar Julius Obsequens MÖ 99 yılında “Tarquinia’da güneşin batışı sırasında küre gibi bir yuvarlak nesne gökte batıdan doğuya doğru yol aldı” diye yazmıştır.[7]

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.